Figüran martılar

Kekamozla çok uzun yıllardır, ne zaman başlamıştık hatırlamıyorum bile, sabahları vapura elimizde bir minik torba ile gelirdik. Martıların hakkını taşırdık her sabah yanımızda. Önceki günden artan ne varsa toplar getirirdik sabahları.

Bahçekapı homurdanarak titremeye başladığında martılarda toplanmaya başlamıştı. Kekamoz haydi dedi, hareketlendik. Birkaç dakika sonra hiçbir şehrin martısına benzemeyen çığlık çığlığa bir güruh her sabah ki gibi sardı etrafımızı.

Martılar bana Cevat Kurtuluş’u hatırlatır hep. Türk sineması için Cevat Kurtuluş neyse İstanbul için martılar odur aslında. Denize çevrilmiş her çift göz, her objektif ister istemez onları da alır kadrajına. Onlar bu eşsiz şehir manzarasının vazgeçilmez figüranlarıdır. Figüranlarıdır, çünkü bu şehrin başrolü yoktur aslında. Denizin, Boğaz’ın, yeditepenin, çarpık yapıların, minarelerin, Kızkulesi’nin toplamıdır bu şehir. Mendirekleri olmadan olmaz. Minareler, kubbeler olmadan çıplak kalır. Kuğu gibi süzülen tekneleri, balıkçıları, vapurları olmadan mümkün müdür bu görkem, bu sıcaklık.

Ah bir de Diojen vardı ki… martılardan dem vurup da onu anmadan olmaz.

Onca kalabalığın arasında bir an göz göze gelmiştik. Adeta çöl sıcağında kavrulurken Moda sahili, O denizin üzerinde sakin ve kayıtsızca kaymaktaydı. Çocuklar, kediler, köpekler, ebeveyneler… sıcağın önüne kattığı tüm varlıklar tek bir organizmaymışçasına hareket ediyor, benzer tepkiler veriyordu. O hariç. Onun ne sıcak umurundaydı, ne kalabalık. Budist rahibi edasıyla salınıyordu suyun üzerinde.

İlk karşılaştığımızda sessizce süzdük birbirimizi kalabalığın ortasında. Kuşkucu, temkinli bakışlar birazdan yerini meraka bıraktı. Bilir misiniz, Tanrıların varoluşa en büyük golü ne Pandora’nın kutusudur, ne de kutuda kalan umut; şu merak denen illet yok mu… işte oracıkta esir aldı ikimizi de.

Diojen daha temkinliydi. Havayı biraz yumuşatmak bize düşecek gibiydi. Muska Salih’in zulasından gasp edilen bir parça peynir-ekmek ikilisi ile başladı Diojen’le ilişkimiz.

İzleyen iki yıl boyunca birlikte yüzdük, dertleştik, sohbet ettik. Biz yargılamayan bir dostun tadını çıkarttık. O da tek kanadıyla tedirgin yaşamında güvenebileceği dostları olmasının keyfiyle yüzdü etrafımızda. Bir tek Muska Salih’e ısınamadı. Zaten Muska Salih’in de hiçbir mahlukatla sağlıklı bir ilişkisi olamamıştı kısa ömründe…

Yarın: Haydarpaşa -I-