Fethiye Davası - Yorumsuz Alıntı

Toplumu her gün yeni bir vicdan muhasebesiyle baş başa bırakan, adaletin tartısını bir daha düzelmemecesine bozan, her seferinde “bu kadar da olmaz” dediğiniz, “artık yeter” diye bağırmak istediğiniz nice dava sonucuna tanıklık etmediniz mi siz de? Öldüreni, döveni, yakanı, tecavüz edeni neredeyse ödüllendiren dava sonuçlarından bıkmadınız mı? İşte bu davalardan biri daha göz göre göre bir hukuk skandalı olmaya doğru yol alıyor. Fethiye Davası!

Alexandria Troia

Agoranın hemen üzerinde, görkemli kemerlerin karşısında her şey hazırdı. Adına adanmış kente gelse hiç şüphesiz tam da burada, bu noktada olurdu Büyük İskender’de. Ulu imparatorluğunun başkenti olarak düşlerken Julius’da tam burada, bu noktada olmalıydı. Ege güneşinin güne vedası başkaydı; ama bu kocamış su kemerlerinin arasından doğru tüm evreni tutuştururcasına giderken bambaşkaydı.

En çok ne zaman canınız yandı?

En çok ne zaman canınız yandı? Acı kelimesinin anlamını gerçekten kavradığınız an ne zamandı? Mesela birkaç sene önce bir trafik kazası geçirmiş, elmacık kemiğimi kırmıştım. 4 gün boyunca beyinde oluşan ödem nedeniyle ağrı kesici bile verilmediğinde acı kelimesinin gerçek anlamını –en azından kendi adıma- yeniden keşfettiğimi sanmıştım.

Oysa şimdi düşününce bir kez daha yanıldığımı fark ediyorum. Nedir ki kırılmış bir elmacık kemiği, dağılmış bir suratın acısı…

yunanistan.zip

Aynen de öyle, sıkıştırılmış bir Yunanistan güncesi bu. Ucuz tur bulup, balıklama dalarak başlayan, yer yer sefalete dönen ama toplamında ufkunuzu açan türden bir gezi deneyimi.

Kizimkazi'de günbatımı...

Görkemli alev topunu söndürürdü deniz Dragos’un günbatımlarında. Oysa burada aynı alev topu denize yaklaştıkça sönmek şöyle dursun, tüm kainatı ateşe veriyor. Hangisi nerede başlıyor, nerede bitiyor; denizde misiniz, gökte mi anlamak mümkün değil. Neredeyse yerçekimine şükredecek insan…
Alevlerin ortasında bir balıkçıl, tek ayağının üzerinde… sanki farkında değil hemen arkasında tutuşmakta olan evrenin. Günbatımında son bir lokma atıştırmak derdinde. Tıpkı sizin gibi, varoluşun büyüsünden bihaber, temel dürtülerinin esiri.

"Tüm güzellikler ölmeli!"

Ne zaman dibe vurmaya yaklaştığımı hissetsem hep aynı soru döner zihnimde; estetik mi, mülkiyet mi? Hangisi önce zehirledi biz insanoğlunu ve deforme etti evrimimizi?

Ne de olsa bir fail bulmak gerekir bu noktada. Yanlış olan bir şeyler olmalı ki egomuzu düzlüğe çıkartabilelim. Salt sorumlusu biz olamayız dibe vuruşun; yanlış bir şeyler olmalı kontrolümüz dışında gelişen.

Where the wild roses grow... Nick Cave'in 20. yüzyıl insanına armağan ettiği Troia atı... Daha ilk dinlediğim gün beni ürperten bir çeşit başyapıt. Dinleyene, kafa yorana tabi ki...

Gitmek

Her daim canlı tutulması gereken bir umut, gitmek; alıp başınızı gitmek, her şeyi ardınızda bırakarak. Bambaşka bir dünya, yepyeni bir yaşam bulmak umuduyla düşmek yollara. İlk bakışta Kavafis'in Kent'inden sonra belki de abesle iştigal "gitmek" üzerine yazmak. Ama hayır, hiç de öyle değil. Meselenin özünü gözden kaçırmış Constantine, mesele eylem değil, umut.

Türkiye'de gönüllü olmak...

Nasıl bir başlıktır bu böyle demeyin. Öncelikle kendinize bir sorun, bugüne dek gönüllü olarak ve hiçbir karşılık beklemeden yaptığınız bir şey var mı? Kalkıp felsefi ya da psikolojik çözümlemelerle çarpıtmadan, son derece net, motivasyonunuzun sadece odaklandığınız konu olduğu bir gönüllü uğraşınız oldu mu? Yanıtınız evet ise bu başlığı anlamak şöyle dursun zoraki bir gülümseme de belirmiş olmalı yüzünüzde.

Homo Sapiens Sapiens

Güç ve şiddet üzerine...

“Kadınlara mı gidiyorsun, kırbacını unutma!” der yarı çatlak sıfatıyla onurlandırılmış Alman düşünür… (Friedrich Wilhelm Nietzsche) Ne anlarsınız bu cümleden? Kadın terbiye edilesi bir varlıktır. Ancak biraz şiddetle ya da korkutarak. Bu cümleden çıkartabileceğiniz alternatif önermelerden birisi bu olabilir. Şunu da düşünebilirsiniz; sadece bir semboldür kırbaç. Kadının güce olan eğilimini pekiştirmek için kullanılmış bir sembol.

Homo sapiens sapiens -II-

Çakma anarşistin güncesi

Murathan Mungan'ın Külkedisi'ni bilir misiniz? Bildik bir külkedisidir o da, diğerlerinden farksız. Onu farklı kılan zamanı geldiğinde ayağına uymayan ayakkabısıdır sadece... tam da bugünlerde hissettiğim gibi.

Zamana "Dur! Geçme!" demek için Mephisto'sunu bekleyen bir tuhaf roman kahramanı tadında yaşam. Ne zaman der insan bunu? Ya da neden diyemez bir türlü de en biricik varlığı zamanını hoyratça harcar?

Sayfalar

Subscribe to Emekli Kahvesi RSS